ŞİİR, İNSANI ''YÜZÜNÜ TEMİZ TUT''MAYA ÇAĞIRIYOR

                                                                                                          Bayram BALCI

   Şiir, hayatla bir hesaplaşmadır. Tarihi ilerletmenin dinamizmi hesaplaşmadan geçer. Kendi kendisiyle hesaplaşmayan birey, kendi geçmişiyle hesaplaşmayan toplum, kendi geleceğini bulamaz. Bunun için, şiir,  hem bireyin kendisiyle hem de toplumun kendisiyle hesaplaşmasının - yüzleşmesinin bir aracıdır.

Şiiri terbiye etmek zordur. Şiir hayata rağmen bir gürültüdür çünkü. Hayatın saldırısına direnebilmek için, hayatı içine alan bir gürültüdür şiir. Kendi içinde döver o gürültüyü, terbiye eder. Şiirin bağımsız bir varlığı, bir tözü yoktur. Bir şiir, ancak, okuma eylemi içinde var olur.

Şair, kırılgan ve naif bir öykücüdür. Şair, hayatın kırılgan ve naif yanlarına karşı, dalgakıran vazifesi gören bir düş gezginidir. Hayata ait şeylerin şairi sürüklediği yerde, şair, kendi tedirginliğinin gölgesini de gezdirir. Şairin kendi tedirgin gölgesini gezdirdiği yerde, yaşadığı "hikaye" hayata şiir olarak yansır.

Şair, hayatın belasına yakalanmamak için, kendisi bela aramaya giden kişidir. Şair, hayatın içinde sorun çıkaran kişidir ve o sorunu şiirin içine alır. Kendi güvencelerini hep tehlikeye atar, güzelliğin yücelik haline gelmesi için sakillikten vazgeçer. Şiir bir kavgadır çünkü. Verili hayata karşı açılmış bir kavgadır ve kesinlikle bir uzlaşma imgesine dönüşmez / dönüştürülemez.

Şair, kendi kökenindeki o şiirsel kıvranmayla, bedensel istekle elbette bir uzlaşma içine girer. Ama ortaya koyduğu şiiri, bazen hırçın, bazen de bir keder olarak hayata yansır. Şairin hayat karşısındaki kaygı ve ürperişi ve bunu hayata karşı bir belaya dönüştürmesi bir kakışımdır.

Şiir, insanı da, hayatı da dönüştürür. Ama şair, ne şiire, ne de hayata benzemez. İnsanın kendi içini, kendi gövdesini dinlemesi, kendini edil gen bir tavırla izlenimlere bırakması hoş karşılanmasa da, şair insanı seferber etmeye adamıştır kendisini. Çünkü şiir güncel koşullara dolaysız bir yanıt değildir. Şiir, bir işaret, bir ibredir. Gösterdiği yön sürekli kayar, belirsizleşir.

Şiirin acının kemiğe dayandığı yerde yazılıyor olması, Halil İbrahim Özcan'ın Virtüel Yayınları tarafından yayımlanan Yüzünü Temiz Tut, Ecel Her An Gelebilir adlı kitabında bir kez daha doğrulanıyor. Yakut ve İrin adlı bölümlerden oluşan şairin ikinci şiir kitabında, insan, bu gürültülü hayatın içinde, "Yüzünü Temiz Tutmaya çağırılıyor.

Kitabın ilk bölümünü oluşturan "İrin" bölümünde şair, sözünü merminin önüne fırlatıyor ve kirliliğe karşı bir duruş sergiliyor: "sözle ya da bakışla keskinleşen / kanlı bir bıçak yarasında sahipsiz / dillerini döker ateşe yılanlar..." Sözün mermi hazındaki suskunluğu bir derinliliktir. Şairin sözü mermi hızını aşıyor.

Şair hayatın kırılganlığının oluşturduğu sorulara karşı kendi yanıtını yine kendi şiiriyle veriyor: "bu ne biçim problemdir ki böyle / çözümü bile kendine piç..."

Tek tek insan yaşamları aynı zamanda toplumsal yaşamın hücreleridir. Şaire ve insana hayat kırılmayı, eğilmeyi, naifliği dayatıyorsa, bunun tekrar hayata karşı şiir olarak yansıması kaçınılmazdır: "zor bir zamana düşüyorum biliyorum / komşu bir deniz daha geçiyorum / aziz cesedini ardında bırakarak / sakladığım aşkında boğulan şiirler / kurtuluyorum sesinin üstünden atlayarak..." Ama kırılganlık ve naiflik, aynı zamanda karşıtına dönüştüğünde, hayatın öznesi durumuna gelebiliyorsa, yani şairin bilincinde toplumsal bir üretimin malzemesi durumuna dönüşebiliyorsa, işte o zaman şiir, kırılganlıkların toplamı olan naif bir hayatı karşılıyor.

"... dağlarda bayrak dalgalanıyor
     kardeş diyoruz
     ve kabulünde
     zulüm kalelerinden konuşuyoruz
     yerimiz sağlam yani
     yerimiz sağlam mayınlanan ömrümüzün
     eşitsiz terazisinde
     şahlanmış diyorum bazen para
     avını her dem yakalayan şahan..."

DİRENME NİRENGİ: EŞBER ve YAKUT

Şiirin ekseninde oluşturulan naif hayat, aynı zamanda tarihi ilerleten bir dirençtir. Ömrün geçip gittiği tenhalıkta, hayat yaşadığı kadardır şairin. Bunun için, şiir de buna karşı bir direnme nirengidir.

Halil İbrahim Özcan, kitabının ikinci bölümü olan "Yakut da, hayatın direnme nirengilerine dikkat çeken, ama aynı zamanda da bir adayış olan şiirlere yer vermiş.

Elbette kimlikler insanları ifade edemezler. Eğer insanlar tek başlarına kimlikleri ile konuşsalar, dünyada bu kalabalık olmazdı. Dünyanın bu kalabalığı kimlikleri reddediyor. "Yakut" bölümünün "Ansızın Parıltı" adını taşıyan ilk şiiri, başlı başına bir direnme nirengi olan Eşber Yağmur dereliye adanmış. Aynı zamanda, bir avukat, bir yazar ve düşünce eylemcisi olan Yağmur dereliye adanan "Yakut"un bölümünün ilk şiiri, "kalbinin kırıldığı yerde insan / gidip başka bir yarada kanıyor" dizeleriyle başlıyor. Yüzleşmenin ve tarihi ilerletme adına bir direnme nirengi olmanın bedellerine dikkat çekiliyor. Bir dostla dertleşme, aynı anda şiirle birlikte çıkılan bir volta.

"... at bu çağı
     at gitsin
     söylediğin zaten hayatın ortasında duruyor
     kapı bize küsmeden pencereleri açık bırak
     gitsin üstüne uymayan elbiseleri
     hazırlayan terzilerin kokusu..."

Bağımsız bir davranışı olmayan insanların hayatlarında içsel varlığa yer yoktur. İnsan, özgürlüğe erebilmişse (Eşber'in kendi içinde kurduğu merkez), başına gelen olaylara karşı güce, kararlılığa kavuşturuyor onu. Şiirle bütünleşen bir hayat yaşarsa insan, zamanın kötü koşulları ile karşılaşması gönlünü bozmaz, ancak gücünü ayarlar. Eşber Yağmur dere'linin hayatta durduğu yeri kavrayabilmek için, elbette onun gücünü görebilmek de önemli. Eşber, şiirde de dile getirildiği gibi, bütün bunları kendi iç zenginliğine derin inançlar beslemesine ve yersiz tutkulardan kurtulmuş olmasına borçlu. Dünya ne bir tuzaktır, ne de nimetleri kuru bir düştür.

"... barışı aşk olduğunda savunmak
     iki kez ölmek demekmiş Eşber..."

dizeleriyle şair Özcan, Yağmur derelinin geçtiğimiz yüzyılın sonunda düzenlediği ve büyük olasılıkla da yeniden cezaevine girmesine sebep olan "Barış için Bir Milyon İmza Kampanyası"na atıfta bulunsa da, asıl olarak Yağmur derelinin büyük aşk insanı olduğuna dikkat çekiyor.

AHMET KAYA VE AŞK

Evet, şiiri terbiye etmek zordur. Çünkü, şiirin bağımsız bir varlığı, bir tözü yoktur. Bir şiir, ancak, okuma eylemi içinde var olur. Şair kendi kökenindeki o şiirsel kıvranmayla, bedensel istekle elbette bir uzlaşma içine girer. Ama ortaya koyduğu şiiri, bazen hırçın, bazen de bir keder olarak hayata yansır. Şairin hayat karşısındaki kaygı ve ürperişi ve bunu hayata karşı bir belaya dönüştürmesi bir kakışımdır.

"Yakut" bölümünde yer alan, sürgünde yitirdiğimiz Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya'ya adanan "Uzun Süren Sessizliğe Atılan Taş" adlı şiir, yukarıda değindiğim satırlara denk düşüyor. Şair burada, hayatı bir kötülük kaynağı, dünyayı bir yalan bellemenin düpedüz nankörlük olduğunu söylüyor ve insan ilişkilerinin en kutsalını, aşkı, tema olarak alıyor. Bugün Kaya'ya çatal kaşık atacak kadar ikiyüzlü olanların, ne derlerse desinler, aşk anlayışları etiğe aykırı ve estetik değildir. Oysa Ahmet Kaya'nın aşkı güzelliğe dayanan, içsel olgudur. Yasa ile değil, vicdanla gerçekleşen bir hayat fışkırtıcısıydı çünkü o.

Söz konusu şiirde öne çıkan bir diğer tema ise, "ölüm". Sanki önceden sezilen bir ölüm acısının dizeleri var.

"... şiirdir bu herkes istediğini anlayamaz
     didiklenen bir toprakta bulunan iğne şaşkınlığına benzer
     biraz da ölümü hissederek yaşamak..."

İnsanın kendi içini, kendi gövdesini dinlemesi, kendini edil gen bir tavırla izlenimlere bırakması, eski hayatları fazlaca düşünmesi hoş karşılanmasa da, Özcan, insanın seferber edilmesine inanıyor. Çünkü şiir güncel koşullara dolaysız bir yanıt değildir. Şiir, bir işaret, bir ibredir, ama titrek bir ibredir. Gösterdiği yön sürekli kayar, belirsizleşir. Şiirin damarlarına da kan yürümeyebilir mi? Şiirin damarları var mıdır?  Bir yıldızda kaç şiir yaşar? sorularının yanıtlarının bulunabileceği bir şiir kitabı sunmuş okura Halil İbrahim Özcan.
 

Halil İbrahim Özcan, "Yüzünü Temiz Tut Ecel Her An Gelebilir",
Virtüel Yayınları, İst., Ekim 2000

Ana Sayfa                                                                     Sayfa Başı