Güneş
Güneş
adını verdiğimiz termonükleer reaktörü gerçek anlamda
anlamaya henüz başlıyoruz..
Bir Güneş lekesinin,
büyüklüğü, Dünya'nın çapı kadar olan karanlık yüreği ve çevresinde girdap gibi
dönen oluşum hiç bu kadar açık bir biçimde görüntülenmemişti. Kanarya
Adaları'ndan La Palma'daki yeni İsveç Güneş Teleskopu'ndan alınan
görüntüler, yeryüzü ve uzaydaki gözlemevlerinde elde edilen ve yaşadığımız
dönemi Güneş biliminin altın çağına dönüştüren verilere katkıda bulunuyor.
Araştırmacılar aciliyet taşıyor. Çünkü, fırtınalı yıldızımız Dünya'daki yaşamı
olanaklı kılıyor olsa da, patlamaları zarara yol açabiliyor.
Görünür
kılınan manyetizma: Bu ifade, güneş lekelerinden, halka denilen yükselen
oluşumlara dek neredeyse Güneş üzerindeki tüm özellikleri tanımlıyor. Halkalar
kolaylıkla Dünya'nın 10 katı yüksekliğe ulaşabiliyor. Daha küçük halka
dinamiğinin ürettiği enerji, Güneş tacının gizemli sıcaklığının kaynağı
olabilir. Hidrojen ve helyum başta olmak üzere Güneş'i oluşturan son derece
sıcak gazlar, plazma denilen elektrik yüklü bir oluşum içinde varlık gösteriyor.
Plazma yüzeyinin altında manyetik alan çizgilerini itip çekebilir. Ancak
çizgiler dışarıya doğru yay çizecek kadar güçlü olduğunda aşırı iletken plazma
bunları izler.
Güneş'i incelemek,
akıl almaz derecede tuaf bir dünyanın kapılarını aralamak
anlamına geliyor.
Dünya'nın
yörüngesinden uzaya bakan Corilis adlı uydu, Güneş Kütle Altın
Görüntüleyicisi'ni kullanarak çevresindeki kozmik alanı görüntülüyor. Bu uydu
bekçi köpeği gibi: Koronal kütle atımı adı verilen olasılıkla zararlı plazma
püskürmelerini saptayıp izlemeyi hedefliyor.
İsveç Kraliyet
Bilimler Akademisi'ne bağlı Güneş Fiziği Enstitüsü'nden Göran Scharmer,
Başparmağınız güneşi kapatıncaya dek kolunuzu öne uzatın diyor. Parmağınızın
hemen kenarına kadar lacivert bir renk görüyorsanız, Güneş halesinin görülmesine
izin verecek kadar berrak bir gökyüzü olacak demektir.
Scharmer ve
ekibi bu neden burada, bulut tabakasının neredeyse bir kilometre yukarısında,
çok eski dönemlerden kalma bir kalderranın kıyısında, insanlık kadar eski bir
arayışı sürdürüyor: Gökteki ateşi incelemek.
Bu ateş 4,6
milyar yıldır, yaşam veren ışığının tadını çıkaran dünya denilen gezegenin henüz
var olmadığı zamanlardan beri yanıyor. Buna karşın bilim insanları, Güneş adını
verdiğimiz bu termonükleer rektörü ancak son 20 yüzyıldır gerçekten anlamaya
başladı.
Gökada
standartlarına göre değerlendirildiğinde, bizimki gayet sıradan bir yıldız.
Kuşkusuz, içine bir milyon Dünya'nın rahat rahat sığacağı kadar büyük, Ayrıca o
kadar yoğun ki, bugün gördüğümüz güneş ışınları Güneş'in merkezinden çıktıkları
yolculuklarına son buzul çağından önce başladılar; ışık kürenin içinden
kendilerine yol açmaları yüz binlerce yıl sürdü ve ancak ondan sonra uzaydaki
sekiz dakikalık, 150 milyon kilometrelik yolculuklarını tamamlayıp gözlerinize
ulaştılar.
Yine de Güneş,
genel yıldız sınıflamasında G türü denilen sarı cüceler arasında; o denli yaygın
bir tür ki sadece Samanyolu'nda bunlardan milyarlarca var. Ancak evrende-
gezegenimiz dışında- bizim için bu kadar doğrudan önemli olan başka hiçbir şey
yok. Güneş, yaşamın sürmesini sağlayan tüm enerjilerin kökeni, havanın kaynağı,
iklimlerin belirleyicisi ve evrende güç veren süreçlere en yakın bağlantımız.
Galileo ve
diğerlerinin Güneş yüzeyi boyunca birtakım lekelerin hareket ettiğini
açıklayarak Avrupa'yı şaşkına çevirmelerinin üzerinden dört yüzyılın geçtiği
günümüzde dahi, güneşimizle ilgili en önemli bilgilerden pek çoğu hala gizemini
koruyor. Günümüzde uzamanlar, son 20 yıldır uluslararası çapta artan bir ilginin
de katkılarıyla yanıtları bulmaya artık çok yaklaştı; bu gelişmede bilgisayar
modellemelerindeki ilerlemenin yanı sıra daha önceleri fark edilemeyen, hatta
bazen hayal dahi edilemeyen güneş olaylarının güç algılanabilir yönlerini
gözleyebilen yeni, ileri teknoloji araçlarının payı büyük. Scharmer, "Eskiden
yapılan araştırmalar, bir tür güneş dermatolojisiydi" diyor. "Şimdiyse tam
anlamıyla astrofizik oldu."
Güneş'in
içinde ve yüzeyinde olan hemen her şey gezegenimizi etkilese de. Dünyalılar
üzerindeki etkisi en ciddi boyutta olan iki tür Güneş olayı bulunuyor. Bunlardan
birisi Güneş patlaması: Bu patlama sırasında Güneş yüzeyi üzerindeki küçük bir
bölgenin bir anda on milyonlarca derece sıcaklığa yükselmesi sonucunda yayılan
radyasyon dalgası, iletişim sistemlerinde kesintilere yol açabiliyor, uyduları
etkisiz hale getirebiliyor ya da- kurumsal olarak- uzayda yürüyen bir astronotu
öldürebiliyor.
Diğer bir
olaysa koronal kütle atımı (CME); bunda Güneş'in halesinden, yani Güneş tacından
saatte milyonlarca km. hızla milyarlarca ton elektrik yüklü parçacık kaçıyor. Bu
devasa bulutlar Dünya'nın koruyucu manyetosferine çarptığında manyetik alan
çizgilerini sıkıştırıp Dübya atmosferlerinin üst katmanlarına trilyonlarca vat
güç yüklüyorlar. Bu da büyük kesintilere yol açacak şekilde elektrik hatlarına
aşırı yük bindirebiliyor ve dünya çevresindeki yörüngelerinde bulunan araçlara
zarar verebiliyor.
Dünya'nın
büyük bölümü katı halde. Oysa Güneş'in tamamı gazdan oluşuyor. Görülebilen dış
katmanına ışıkküre deniyor. Aslında Güneş'in "yüzey"i yok ve atmosferi giderek
incelerek Dünya'ya ve daha ötelere uzanıyor.
Elektromanyetik etkinlik açısından Güneş tam bir karmaşa yuvası. Dünya'da
elektrik ileten madde sayısı çok az; Güneş'te ise uyarılmamış pek çok nötr atom
bulunmaması nedeniyle hemen her şey iletken. Çok güçlü ısı ve ışınım enerjileri,
elektronları atomlarından kaçabilecekleri noktaya kadar uyarıp pozitif yüklü
çekirdekler ile serbest negatif elektronlardan oluşan ve fokur fokur kaynayan
bir çorba- elektrik akımını bakır tel kadar kolay iletebilen ve gazsı bir
karışım olan plazma- yaratıyor.
Elektrik yüklü
her nesne gibi plazma da hareket ettiğinde manyetik alanlar üretiyor. Bu alanlar
yön değiştirdikçe daha fazla akım akım oluşuyor; bu daha fazla alan meydana
getiriyor. Plazma ile manyetik ve elektrik etkilerinin oluşturduğu bu karmaşık
ağ, Güneş'in içi veya etrafındaki hemen her şeyin, örneğin parlak koronal
halkaların ve Güneş lekesi olarak adlandırdığımız siyah alanların, biçimini
belirliyor.
Bu enerjinin
kaynağı nükleer füzyon. Tüm yıldızlar gibi güneş de kütle çekiminin etkisiyle
birlikte sürüklenen gaz ve tozların girdap halinde dönerek bir küre
oluşturmasıyla meydana geldi. Kütle gittikçe büyürken merkezdeki hidrojen çok
büyük bir basınçla sıkıştı ve sonunda hidrojen çekirdeklerinin bir araya gelerek
çok aşamalı bir tepkimede helyuma dönüşeceği bir füzyon tepkimesini tetikledi.
Ortaya çıkan çekirdekler, onları oluşturan bileşimdeki hidrojen çekirdeklerinden
bir miktar daha az kütleye sahip. Bu kütle farkı Einstein'ın ünlü E=mc'2
formülüne göre enerjiye dönüşüyor.
Bu enerjinin
büyük bölümü, gamma ışınları -elektromanyetik ışınımın en şiddetli dalga boyu-
biçimde ışık olarak taşınıyor. Ancak Güneş'in çekirdeği öyle yoğun ki tek bir
foton, temel ışık enerji birimi, bir atom parçacığına çarpmadan 1 mm.nin
küçücük bir bölümü kadar bile ilerlemiyor; ve bu çarpma sırasında ya saçılıyor
ya da soğuruluyor ve yeniden yayılıyor. Sonuç olarak ta, bir fotonun Güneş
yüzeyine ulaşana dek 700.000 km.'lik yolu sekerek gitmesi yüz binlerce yıl
sürebiliyor. Ve o zamana kadar o kadar çok enerji harcıyor ki büyük bölümü
görünür ışık olarak adlandırdığımız oldukça önemsiz bir ışınım olarak açığa
çıkıyor.
Neredeyse
Türkiye'nin yüzölçümü büyüklüğündeki kabarcıklar: Güneş'in yüzeyini kaplıyor. Dranül adı verilen kısa ömürlü plazma hücreleri suyun kaynaması gibi konveksiyon
yoluyla yüzeye ısı taşıyor; yükselip alçalmaları Güneş'in beş dakikada bir davul
zarı gibi titreşmesine neden olan ses dalgaları doğruyor. Güneş fizikçisi Tom
Berger, "Artık granüller arasındaki kanyonların çalkantılı doğasını daha iyi
canlandırabiliyoruz" diyor teleskopla yapılan gözlemler ve bunlarla uyumlu
bilgisayar modellemeleri önceki kuramları doğruluyor. Faküla adı verilen parlak
noktalar kanyonlarda manyetizma oluştuğunda ortaya çıkıyor. Fakülalar, son
derece manyetik olan güneş lekelerinin yakınında bolca bulunuyor.; bu nedenle
güneş siyah lekeler en çok sayıda olduğunda en parlak halde. berger, "Ancak
fakülalar tam olarak anlaşılmış değil diyor.
Güneş
Fırtınaları: Güneş lekesi döngüsünün zaman-- Güneş etkinliği maksimumu-
Dünya'daki kasırga mevsimleriyle benzerlik gösteriyor; Koşullar şiddetli
patlamaların oluşmasına elverişli. Güneş'in manyetik alanı en karmaşık ve
çalkantılı halinde. İçlerinde enerji biriken manyetik alan çizgileri kırılarak
uzaya uzaya ışık hızında X- ışınları yayan Güneş patlamaları oluşturuyor. Benzer
şekilde, bir plazma bulutu -CME- 200 milyar Hiroşima bombasına eşdeğer bir
enerjiyle uzaya fırlıyor. Dünya'nın manyetosferi, manyetik alanımızın
oluşturduğu kalkan, bizi Güneş patlamalarının fiziksel zararlarından koruyor.
ancak bu patlamaların, bağımlısı olduğumuz teknoloji üzerindeki etkileri çok
kötü olabilir. Patlamalar, deniz ve hava ulaşımında kullanılan telsiz ve GPS
sinyallerini bozabilir. CME'ler yaşamsal önem taşıyan uyduları etkisiz hale
getirebileceği gibi bir CME'nin yarattığı kozmik şok dalgası elektrik
şebekelerine aşırı yük bindirip çok geniş alanlarda elektrik kesintilerine yol
açabilir.
kaynak:nationalgeographic
dergisi